Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

15 Mart 2015 Pazar

Devreler Prensibi




Akış, gündüz ve gece gibi ve mevsimlerin geçişi gibi, büyük bir devreler modeli 
içinde var olur.

Ne mevsimler birbirini iter, ne de bulutlar gökyüzünde dans eden rüzgarla yarışırlar. Her şey tam zamanında vuku bulur. Her şeyin bir yükseliş bir de düşüş zamanı vardır. Yükselen her şey düşer ve düşmekte olan her şey tekrar yükselecektir. Buna devreler prensibi denir.

Değişik enerji formları farklı hızlarda titreşirler. Tıpkı bir nehir gibi, enerji yüksek bir düzeyden, alçak düzeylere akar. Tekrarlanan devrelerden geçer. Soluk alıp verir gibi bir genişler, bir daralır.

Evrende her şey bir enerji formu olduğundan ötürü, mutlaka devreler yasasının hakimiyet alanına girer. Güneşin doğuşu ve batışı, ayın büyüyüşü ve küçülüşü, dalgaların gelgiti, yılın mevsimleri; hepsi bu yasayı yansıtır. 

O, sonsuzca parlayan güneşin altında her şeyin bir zamanı olduğunu bize hatırlatır. Her şeyin bir en uygun, bir de en uygunsuz zamanı vardır. Her şey yükselir ve her şey düşer. 

İşte bu nabız gibi sürekli atan enerji yükselirken ve hız kazanırken başlatılan bir düşünce ya da eylem, başarı yolunda kolayca ilerlerken, düşüşe geçen bir devrede başlatılan bir düşünce veya eylemin etkisi beklenenden az olur.

Çok az şey, yanlış zamanda alınan doğru bir karar kadar düş kırıklığı yaratabilir. Bu nedenle çok önemlidir; konuşmamız gereken zamanla, susmamız gereken zamanı ayırt edebilmek ve harekete geçeceğimiz zamanla, beklemede kalacağımız zamanın farkında olabilmek. Ne zaman çalışmak ve ne zaman dinlenmek gerektiğini bilebilmek. 

Yükselen bir devrenin beraberinde getirdiği avantajlardan yararlanmanın da, düşmekte olan bir devreyi dinginlik içinde karşılayarak, onun yeniden yükselişe geçişini sabırla beklemenin de, hayatın bu rutin soluk alışverişinin vazgeçilmez birer parçası olduğunu kabul edebilmek.

Devreler sadece bireyler için değil, evlilikler, şirketler, ilişkiler, devletler, idareler, şöhretler, kültürler, dinler ve her türden enerjiler için geçerlidir. Her çeşit enerji formu için yükselmek ve düşmek ve bunu tekrar etmek söz konusudur.

Kışın derin uykusu da, ilkbaharın taptaze uyanışı da, yazın dalları basan olgunluğu ve sonbaharın verimli hasadı da oradadır ve durmaksızın kendini tekrar eden devreler halinde süregider. Gece hiç durmadan kovalar gündüzü ve gündüz daima ensesindedir gecenin. 

İşte biz de ve her birimiz böyle kendi benzersiz ritimlerimize sahibiz. Bu ritme uyumlandığımızda devrenin neresinde olduğumuzu anlamak ve tedbirlerimizi bu doğrultuda almak, ondan yararlanmak ve dezavantajı avantaja çevirmek de elimizde, kendimizden çok daha kuvvetli bu rüzgar karşısında direnerek dallarımızın kırılmasına sebep olmak da.

Şimdi, bugün, şu an bakmalıyız kendimize. Soğuk bir kış gecesinde derin bir iç uykuya mı dalmalıyız, ılık bir ilkbahar sabahında erkenden uyanmalı ve güneşi kollarımızda mı sarmalıyız, sıcak bir yaz ikindisinde yüklerimizi serin sulara mı bırakmalıyız, yoksa bereket dolu bir sonbahar akşamının tadını mı çıkarmalıyız?

Yine de, yüreğimiz kış gibi dingin, aklımız ilkbahar gibi uyanık, ruhumuz yaz gibi dolu dolu, ömrümüz sonbahar gibi bereketli olsun her daim...