Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

20 Mayıs 2015 Çarşamba

Kara İncir Ve Küçük Taze Cevizin Valsi













Günlerden bir gün, uzun yaşam macerasının kim bilir kaçıncı meyvesini vermek üzere olan ceviz ağacının 
üzerindeki bir ceviz, artık dalından koparılmaya hazır hale gelmiş ve "yaşasın" demiş, "oldum"… 

Ağacın diğer bütün yaprakları onun bu şen mezuniyetinden habersizmiş. Çünkü onlar bu ağacın bir ceviz ağacı olduğunu bilmiyor ve buranın kendilerinin yaşaması için hazırlanmış, onlara ait bir konak olduğunu sanıyorlarmış. 

Bütün yapraklar, kendi küçük varlığının ve fevkaladeliğinin düşüne dalmış, rüzgarla oradan oraya savruldukları bir hayat yaşıyorlarmış.


Etraflarındaki diğer yaprakları da görüyor, hissediyor, fakat fiziksel olarak ne kadar benzerlerse benzesinler, kendilerinin diğer tüm yapraklardan daha özel olduğunu düşünüyorlarmış. 
Aslında birbirleriyle hemfikir oldukları tek konu çoğu zaman buymuş. 

Önceleri henüz olgunlaşmamışken tıpkı yapraklar gibi yeşil olduğu için, fark edilmesi oldukça zor olan küçük taze ceviz, büyüyüp kabuklanmaya başladıkça dikkat çekmeye de başlamış.  

Sonra yaprakların bir kısmı, onu fark etmiş, fakat ne olduğunu anlamlandıramadıkları bu şeyi görmezden gelmeyi tercih etmişler ve o hiç orada yokmuş gibi davranmışlar. 
Küçük taze ceviz aldırmamış, büyümüş... 

Bir kesim yaprak ise, onu itmiş, dışlamış, ötekileştirmiş. Kendini buraya ait hissetmemesini sağlamaya çalışmışlar. 
Küçük taze ceviz aldırmamış, büyümüş... 

Diğer bir kesim yaprak da, taze küçük ceviz hakkında kötü konuşuyor, ona iftira ediyor, arkasından ali cengiz oyunları oynuyormuş. 
Ama küçük taze ceviz sadece büyüyormuş... 

Yapraklar ait oldukları yerin kendilerine ait olduğu zannına kapılarak, koskoca bir mevsim boyunca caka sattıktan sonra, sararıp soluyor, dökülüp, uzaklara savruluyorlarmış. 
Küçük taze ceviz ise hala orda... 

Ağaç her mevsim dökülen yaprakların yerine yenilerine hayat verirken, yaprakların her seferinde ve her seferinde kendilerini ağacın sahibi tayin eden bu kibirli tavırlarını tebessümle karşılıyormuş. Çünkü olmuş olanı da, olmakta olanı da, olacak olanı da bilen ağacın küçük, taze cevizler yetiştirmekten başka bir gayesi yokmuş. 
Ve ne yazık ki, ceviz olmaya giden meşakkatli yol yapraklıktan geçiyormuş.

Küçük taze cevizin azmini ve kararlılığını gösterebilen bütün cevizler sonunda bir gün "yaşasın, oldum" demiş. Lakin bunların bazıları, dışarıdan olmuş gibi görünse de aslında içleri olmamışmış.  
Çünkü; 

Bazıları yaprakların kendilerini görmezden gelmesi karşısında, dikkat çekmemek için yaprak gibi görünmeye çalışmış ve hiç büyümemeyi tercih etmişler. 

Bazıları yaprakların kendilerini dışlamasından çekindikleri için kendilerinin de bir yaprak olduğu yalanını söylemiş ve zamanla buna kendileri de inandıklarından içleri kof kalmış. 

Bazıları da haklarındaki iftiralar ve içine çekildikleri oyunlar karşısında güçlü duramamış, içlerini dolduran kurtçukların fısıldadıkları vesveseler yüzünden çürümüş, başkalaşmış, pisleşmişler. 

Dışarıdan bakınca kabuğu sağlam cevizler görüp de, kurtlanmış içlerle karşılaşanlar, onları öyle bir tiksinti ile atmışlar ki ellerinden, ağaç bile utanmış. 

Fakat bizim küçük taze ceviz, kararlılığını ve isteğini her zaman muhafaza ettiğinden olacak, bütün aşamalardan başarı ile geçmiş. 
Ceviz olma görevini o kadar büyük bir başarı ile tamamlamış ki, bundan sonra yapraklar gibi dalından dökülüp savrulsa bile gam yemezmiş. 
                                     *                               *                                        * 
Meğer bizim küçük taze ceviz, hemen yanı başındaki incir ağacının üzerinde kendi mücadelesini veren bir kara inciri izler dururmuş ne zamandır. Zira kara incirin çetrefilli yolculuğu sırasında çektiği benzer çileleri gören küçük taze ceviz, onu her zaman kendine yakın bulurmuş, bir o kadar uzak. 

Birbirleriyle böyle benzer ve böyle apayrı yollarda, ama aynı menzile doğru ilerlerlerken, bir küçük kavuşabilme ümidinden güç alıyor, bir gün, bir damakta olsun buluşup, tek bir vals yapabilmeyi umarak zor günlere ayrı ayrı ama beraberce göğüs geriyorlarmış. 

Nihayet görevlerini tamamlayıp olmaları gereken şeye dönüşebildiklerinde, artık bir daha görüşünceye kadar ayrılmak zamanı gelmiş. 
Kavuşmak pek çok ayrılanlar için bir hayal olsa da, birbirlerini kaybetmemeye söz verenler için muhakkaktır.  

Zira küçük taze ceviz ve kara incir, çok geçmeden bir damakta buluşmuş ve söz verdikleri valsi yapmışlar. Biri cevizliğinin, diğeri de incirliğinin doruğunda, olgunluklarının tamında, olması gereken yerde ve zamanda... 
Yeniden buluşacakları gün birbirlerini tanımaları için söylemeleri gereken cümleleri fısıldamışlar birbirlerine ve bir kez daha ayrılmışlar, yeniden buluşuncaya kadar... 
                      *                                    *                                       * 
Uzun zaman sonra ve hem de uzun zaman önce, zamanın herhangi, ama tam olarak olması gereken bir yerinde, bir akşam, bir kadın, bir yerden giderken, bir adam yanına yanaşmış ve çantasını işaret ederek; "bu ne biçim bir çanta böyle" demiş. Kadın bunu duyduğunda bir şey hatırlamış gibi olmuş ama ne hatırladığını hatırlaması için doğru zaman gelmediğinden tam hatırlayamamış.

Sonra aradan bir zaman daha geçtiğinde, adam ve kadının yolları tekrar kesişmiş. O zaman da kadın adama "bende bir anadan doğmadım mı? " diye sorunca, adam da bir şey hatırlamış gibi olmuş ama ne hatırladığını hatırlaması için doğru zaman gelmediğinden tam hatırlayamamış. 

Ama o gece birbirlerini öptüklerinde ikisinin de damağında kara incir ve taze ceviz tadı kalmış. 
Ve geçmişte ve gelecekte ve anda olan her şey aynı anda yaşanmakta olduğundan, o anda, onlar birbirlerini öperken oluşan o küçücük kavuşabilme ümidi, küçük taze cevizi büyüten güç olmuş...