Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

12 Şubat 2015 Perşembe

Tarihin En Hazır Cevapları

On sekizinci yüzyıl İngiltere’sinin önemli ressamlarından William Holman Hunt’ın bir tablosu Londra Kraliyet Akademisinde sergileniyordu. Bir bahçeyi tasvir eden bu tablosuna, Hunt ‘Kainatın Işığı’ adını vermişti. Tabloyu inceleyen sanat eleştirmenlerinden biri: ”Güzel tablo doğrusu, ama anlamını bir türlü kavrayamadım. Adamın vurduğu kapı hiç açılmayacak mı? Kapıya tokmak takmayı unutmuşsunuz da...”Ressam Tam da bu soruyu bekler gibi gülümsedi; “Adam alelade bir kapıya vurmuyor” dedi. “Bahçedeki bu kapı, insanın kalbini temsil ediyor. Ancak içeriden açılabildiği için de kalbin dışarıdan tokmağa ihtiyacı yoktur.”



Ölüme mahkum edilen Sokrates,
-Haksız yere öldürülüyorsun, diye ağlayan karısını, başını okşayarak yanıtlar ;
-Haklı yere mi öldürülseydim?




Geveze bir adam, kulakları olması gerekenden biraz daha büyükçe olan Galileo Galilei'ye sorar;
- Üstat, kulaklarınız bir insan için fazla büyük değil mi?
Yaptığı işten başını kaldırarak adamı şöyle bir süzen Galilei,
- Evet benim kulaklarım bir insan için fazla büyük, fakat senin kulakların da bir eşek için
fazlaca küçük sayılmaz mı?




Birbirini iğneleme fırsatını hiç bir zaman kaçırmayan Bernard Shaw ve Churchill, hiç geçinemezmiş. Churchill'i bir oyununun ilk gösterimine davet eden Shaw, davetiyenin kenarına bir de not iliştirir;
" Size iki kişilik davetiye gönderiyorum. Bir dostunuzu alıp gelebilirsiniz. Tabii dostunuz varsa. "
Churchill'in cevabı gecikmemiş;
" Maalesef o gece başka bir yere söz verdiğim için oyununuzu seyretmeye gelemeyeceğim. Ancak ikinci gece gelebilirim. Tabii oyununuz ikinci gece de oynarsa. "




Napoleon Bonaparte tarafından yenilen ve esir düşen İspanya Kralı, gururunun incindiğini belli etmemeye gayret ederek, Bonaparte'a ;

"Siz yalnızca altın ve para için savaşırsınız. Oysa biz onur ve namus için savaşırız."
Napoleon yanıtlar;

"Doğru söylüyorsunuz. Kimin neye ihtiyacı varsa onun için savaşır."





Fikirlerine duyulan saygıdan ötürü sık sık konferanslara çağırılan bilge bir haham, yine teoloji hakkında konuşmak üzere davet edildiği bir seyahate giderken şoförü arabayı kenara çekmiş ve;

" Efendim, uzun zamandır siz konuşma yaparken, arka sıralarda oturup sizi dinliyorum ve neredeyse söyleyeceğiniz her şeyi kelimesi kelimesine biliyorum. Bırakın bugün sizin yerinize ben konuşayım, siz de benim şoförümmüş gibi yapın." der.

Bu fikir bilge adamın da hoşuna gider ve Tanrının yasaları hakkında bir soru sorarlarsa dikkatli olması ve yakalanmaması konusunda kendisini uyardıktan sonra planı uygulamaya koyarlar.

Şoför konuşmasını hatasız bir şekilde yapar, izleyicileri gayet memnun bırakır. Ancak tam konuşmasını bitirip yerine oturacakken, Ukalalığı ile tanınan bir haham, o güne dek konferansta sorulmamış bir teoloji sorusu sorar. Şoför bir an bile duraksamadan;

" Bu kadar bilgili bir haham olarak bu soruyu nasıl soruyorsunuz, O kadar kolay ki bu soruyu şoförüm bile yanıtlayabilir. Şoför buraya gel de, bu akılsız adamlara Tanrının yasalarını açıkla."




Bir gün bir toplantıda Mehmet Akif'i küçük düşürmek isteyen biri toplulukta kendisine şu soruyu sorar;
" Siz baytardınız değil mi?"

Akif istifini bozmadan,
" Evet, bir yeriniz mi ağrıyordu?"




Bir dostu Fransa Kralı 15. Lui'ye,
" Majesteleri, akıl vergisi almayı hiç düşündünüz mü? Kimse budalalığı kabul etmeyeceğine göre  böyle bir vergiyi herkes seve seve ödeyecektir."
Kral alaylı gülerek,
" Hakikaten enteresan bir fikir. Bu buluşunuza karşılık sizi akıl vergisinden muaf tutuyorum."




Churchill avam kamarasında konuşurken, muhalif partiden bir kadın vekil, kendisine kızgın kızgın seslenir;
" Eğer karınız olsaydım bayım, kahvenizin içine zehir karıştırırdım."
Churchill durur mu?
" Eğer karım olsaydınız hanımefendi, o kahveyi seve seve içerdim."